Koca Kulak’ın anısınaBu yazıyı, yaklaşık on gün önce yollarımızın çok kısa bir süre için kesiştiği; sokakta tek başına, kimsesiz kalmış küçücük bir yavru kedinin anısına ithaf etmek istiyorum. Geçen hafta, iş yerimin otoparkında, yerin beş kat altında hafif, ürkek bir miyavlama duydum. Orada olmaması gereken bir sesti. Bazen duyuluyor, sonra kesiliyordu. Sesin geldiği yeri bulmaya çalışarak otoparkı bir uçtan diğerine dolaştım; sesimle onu çağırdım, beni duymasını ve ortaya çıkmasını bekledim. Bir süre sonra park edilmiş bir otomobilin altından kendisini gösterdi. En fazla iki aylıktı. Koca kulaklı, zayıf, incecik ve ürkekti; çok güzel gözleri vardı. Birkaç metre öteden bana bakarak sanki “Sana güvenebilir miyim?” diye soruyordu. Yere çömeldim. Avucumu açıp onu çağırdım, birkaç ürkek adımdan sonra yanıma geldi. Ufacıktı. Zayıftı. Korkmuştu. Sesi bile güçlükle çıkıyordu. Nereden geldin sen buraya yavrucuğum? Nasıl indin yerin beş kat altına? Burada tek başına nasıl yaşayacaktın? Onu orada bırakamazdım. Avucuma atladı; arabama götürdüm. Her zaman bagajımda bulunan suyu ve mamayı verdim; önüne koyduklarımı bir çırpıda bitirdi; bir avuç daha verdim, onu da bitirdi. Sonra, sanki biraz önceki korkusunu unutmuş gibi, sırt üstü yatıp, karnını açıp kendini sevdirmeye başladı. Başını avucuma sürtüyor, dokundukça yeniden yaklaşıyor, cılız sesiyle durmadan bir şeyler anlatıyordu. O an içimden yalnızca şu geçti: Ah be yavrucuğum… Sen bunun için mi geldin bu dünyaya? Aç kalmak, korkmak, itilip kakılmak, yaşam savaşı vermek, yerin beş kat altında tek başına ne yapacağını bilmeden saklanmak, yardım beklemek için mi? Affet bizi. Onu ofise çıkardım. Erkek bir kedi yavrusu idi, ismini büyük kulaklarına atfen Koca Kulak koydum. Çok geçmeden keyfi yerine gelmişti. İdari Müdürümüzün odasında masadan sandalyeye, sandalyeden koltuğa zıplıyor, oynuyor, etrafındaki her şeyi merakla keşfediyordu. Haber alan, duyan hayvansever çalışma arkadaşlarımız da birer birer gelip onu seviyor, kucağına alıyor, onunla konuşuyordu. O da sanki karşılık verircesine küçücük sesiyle onlara bir şeyler anlatıyor, başını ellerine sürüyor, kısa sürede hepimizi kendisine bağlıyordu. Belki de ilk kez artık güvende olduğunu hissediyordu. Etrafında ona zarar vermeyecek, aksine onu koruyacak ve sevecek insanların olduğunu anlamış gibiydi. Korkusu yerini meraka, ürkekliği oyuna bırakmıştı; küçücük dünyasında sanki nihayet her şey yoluna girecekmiş gibi görünüyordu. Onu sahiplenecektim. Artık bırakamazdım. Sağlıklı görünüyordu ama elbette parazit tedavisinin, aşılarının ve gerekli kontrollerinin yapılması gerekiyordu. Her zaman güvendiğim veterinerime gönderdim. İlk haberler iyiydi. Yalnızca diş eti enfeksiyonu vardı; antibiyotik tedavisine başlandı. Bir süre veterinerde kalmasının daha iyi olacağı söylendi. Ona geniş, rahat, koşup oynayabileceği, penceresinden dışarıyı seyredebileceği güzel bir oda verildi. Her gün videolarını izliyor, nasıl olduğunu takip ediyordum. Beşinci gün aniden kusmaya başladı. Yoğun şekilde parazit dökmüştü. Önce bunun tedavi sürecinin bir parçası olduğu ve toparlayacağı söylendi. Ancak aynı akşam durumu hızla ağırlaştı; yoğun bakıma alındı. Küçücük bedenindeki enerjinin artık mücadele etmeye yetmediği belliydi. Sokakta geçirdiği o kısa ama zorlu sürede belli ki çok yıpranmıştı; açlık, susuzluk, korku ve savunmasızlık onu güçsüz bırakmış, belki de dışarıdan görünmeyen başka hastalıklar ve enfeksiyonlar çoktan bedenine yerleşmişti. O minicik vücudu, bir anda üzerine çöken bütün bu yükle baş etmekte zorlanıyordu. Veteriner bütün gece onun başındaydı. Bana gönderilen son videolarda güçsüz, yarı baygın halde yoğun bakımda yatıyordu. Buna rağmen bir ara başını kaldırdı; patisini tutup başını okşayan veterinere doğru güçlükle uzandı ve küçücük başını onun avucunun içine bıraktı. Sanki teşekkür eder gibiydi. O an bunun bir veda olduğunu anlayamadım. Birkaç saat sonra son nefesini vermişti. Son ana kadar insana güvenmekten vazgeçmemişti. Ah be Koca Kulak… Dayanamadın mı yavrucuğum? Tam artık yalnız değildin. Karnın doyacaktı. Güvende olacaktın. Sıcak bir evin, seni seven insanlar olacaktı. Belki uzun yıllar yaşayacak; etrafına neşe katacaktın. Daha koşacak, oynayacak, sevilecek, sevecek ne çok günün olacaktı… Şans tam yüzüne gülmüşken bu nasıl bir son oldu, yavrucuğum? Senin o küçücük bedenine bunca acı çekmek, daha yaşamaya yeni başlamışken çekip gitmek hiç oldu mu? Seni yalnızca birkaç saat tanıdım. Ama bazen bir canlıyı sevmek için uzun yıllar gerekmiyor. Seni çok sevdim. Bu yazı biraz da senin için, Koca Kulak. Bu dünyada bulamadığın huzuru, umarım gittiğin yerde bulursun. Senden önce tanıdığım ve sevdiğim Frappe ile Mahmut da oradalarsa, sana ağabeylik etsinler. Ve bizi bağışla yavrucuğum. Seni ve senin gibi bu ülkenin sokaklarında doğan binlerce küçücük canı; açlığa, susuzluğa, hastalığa, korkuya ve türlü tehlikeye karşı yeterince koruyamadığımız için bağışla bizi. Sorunun büyümesine yıllarca seyirci kalıp, zamanında kararlı ve ülke çapında bir kısırlaştırma, aşılama, tedavi ve sahiplendirme seferberliği başlatamadığımız için bağışla. Oysa başka bir yol mümkündü; bugün de mümkündür. Sahipsiz hayvan nüfusunu, birkaç yıl boyunca kararlılıkla sürdürülecek insancıl ve bilimsel bir kamu politikasıyla kontrollü biçimde azaltmak mümkündür. Çözüm, onları sokaklardan toplayıp yaşamlarının geri kalanını kapalı alanlarda geçirmeye veya belirli koşullarda hayatlarına son vermeye mahkûm etmek değil; yaşatarak azaltmak olmalıdır. Aşılamak, tedavi etmek, rehabilite etmek, kısırlaştırmak, sahiplendirmek ve sabretmek… Biz bunu yapmak yerine size acı çektiren sokakları bıraktık; sonra da o sokaklarda oluşan sorunun bedelini yine size ödetmenin yollarını aradık. İşte asıl özür borcumuz bunun için. Affet bizi Koca Kulak. Sana ve senin gibi bu dünyaya yalnızca biraz yaşamak, koşmak, oynamak, sevmek ve sevilmek için gelen bütün yavrulara daha merhametli bir ülke bırakamadığımız için affet bizi. Av. Serdar Paksoy |
Giriş
“Öldürttüğümüz Hayvan Dostlarımız, Biz İnsanları Bağışlayınız.”
Prof. Dr. İsmet Sungurbey
Belki de hayvanların korunmasına ilişkin hukuku konuşmaya başlamadan önce, birlikte yaşadığımız bu dünyanın sessiz sakinlerinden özür dilemek gerekir.
Bizimle aynı sokakları paylaşan; bir apartman boşluğunda, bir kaldırım kenarında, bir parkın köşesinde ya da bir otomobilin altında kendisine küçücük bir güvenli alan arayan; çoğu zaman aç, susuz, hasta veya yaralı hâlde yaşamaya çalışan; sıcaktan, soğuktan, trafikten, şiddetten ve insanlardan gelebilecek türlü tehlikeden korunmaya çalışan kedi ve köpeklerden…
Onlar da bu dünyaya yalnızca hayatta kalmaya çalışmak için gelmediler.
Koşmak, oynamak, güneşte uyumak, karınlarını doyurmak, güvende olmak, sevmek ve sevilmek için geldiler. Bir elin başlarını okşamasını, bir kapının önüne bırakılmış bir tas suyu, biraz yiyeceği, hastalandıklarında kendilerini fark edecek bir insanı beklediler. Bazen bütün dünyaları, önlerinden geçen bir insanın durup kendilerine bakmasına bağlı oldu.
Ama onlara sunduğumuz dünya çoğu zaman bundan çok farklı oldu.
Sokaklarımızda yaşam, onlar için sıcakla, soğukla, açlıkla ve susuzlukla mücadele etmek; hastalıklarla tek başına baş etmeye çalışmak; otomobillerden, şiddetten ve korkudan kaçmak demek oldu. Biz insanların birkaç adımda geçip gittiği bir sokak, onlar için her gün yeniden verilmesi gereken bir yaşam mücadelesine dönüştü. Sevilmek bir yana, kimi zaman yalnızca yaşayabilmek dahi onlar için erişilmesi güç bir ayrıcalık hâline geldi.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu canlılar bu dünyaya gerçekten böylesine acı çekmek için mi geldiler?
Elbette hayır.
Hayvanlar acıyı, korkuyu ve yalnızlığı hisseden; güven arayan, bağ kuran, sevgiye karşılık veren duyarlı canlılardır. Yaşamları da, yalnızca insanların onlara atfettiği yarar ölçüsünde değil, kendileri için değerlidir.
İnsan ile hayvan arasındaki binlerce yıllık ilişkinin bize yüklediği en temel sorumluluk da belki tam burada başlar: Gücümüzün yettiği canlılara karşı merhametli olmak; onları, kendilerini koruyamadıkları veya seslerini bizim dilimizle duyuramadıkları için daha az değerli saymamak.
Bu nedenle 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü yalnızca hayvan sevgisini hatırladığımız sembolik bir gün olmamalıdır. Aynı zamanda, birlikte yaşadığımız canlılara karşı ne ölçüde adil davrandığımızı sorguladığımız bir vicdan muhasebesi olmalıdır.
Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in yıllar önce söylediği sözler bugün hâlâ aynı ağırlıkla karşımızda duruyor:
“Öldürttüğümüz Hayvan Dostlarımız, Biz İnsanları Bağışlayınız.”
Belki de bu sözleri yalnızca bir alıntı olarak değil, hepimiz adına söylenmiş bir özür olarak okumalıyız:
Bizi bağışlayın. Size yeterince sahip çıkamadık. Sizi korumakta, acınızı görmekte ve yaşam hakkınıza gerektiği değeri vermekte çoğu zaman yetersiz kaldık.
Ne var ki hayvanların korunması yalnızca vicdani veya ahlaki bir mesele değildir. Aynı zamanda hukuk düzeninin, kamusal sorumluluk anlayışının ve bir toplumun kendisinden daha güçsüz canlılara nasıl davrandığının da göstergesidir.
Bu çerçevede aşağıda, Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin mevcut hukuki düzenlemeler, ilgili içtihat ve son dönemdeki gelişmeler ele alınacaktır.
Hayvanların korunması yalnızca hukuki bir sorumluluk değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.
Bu sorumluluğun temelinde üç temel ilke yer almaktadır. Birincisi, her canlının doğuştan sahip olduğu yaşama hakkıdır; hiçbir gerekçe, bir hayvanın hayatının keyfi olarak sona erdirilmesini meşru kılamaz. İkincisi, hayvanların beslenme, barınma, sağlık ve bakım gibi temel gereksinimlerinin karşılanması hakkıdır; özellikle insanlar tarafından evcilleştirilerek doğal yaşam döngüsünden koparılmış hayvanlar, bu ihtiyaçlarını kendi başlarına gideremez hale gelmiş olup bu durum insanlara doğrudan bir sorumluluk yüklemektedir. Üçüncüsü ise hayvanların eziyetten korunma hakkıdır; hayvanların kirli, izole ve yetersiz koşullarda yaşamaya mahkûm edilmesi, fiziksel şiddete maruz bırakılması veya refahlarının gözetilmemesi, yaşamlarını sona erdirmese dahi onları insana yaraşır bir varoluştan yoksun bırakır.
4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvanların korunmasına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması ve bu alandaki sorumlulukların yeniden hatırlanması bakımından önemli bir vesiledir. Ulusal ve uluslararası düzeyde hayvanların hukuki statüsü, salt bir “eşya” olmaktan çıkarak korunması gereken duyarlı canlılar olarak ele alınmaya başlanmış; yaşam haklarının korunması, temel ihtiyaçlarının karşılanması ve gereksiz acı çekmelerinin önlenmesi temel ilkeler olarak benimsenmiştir. Türkiye’de de özellikle 2021 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen yasal değişikliklerle hayvanların korunmasına ilişkin hukuki çerçeve önemli bir dönüşüm geçirmiş; hayvanlara yönelik belirli fiiller cezai yaptırıma bağlanırken, sahipsiz hayvanların korunması ve yerel yönetimlerin görev ve sorumlulukları başta olmak üzere birçok konuda yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Bu hukuki bilgilendirme notu, söz konusu amaç doğrultusunda Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin hukuki çerçevenin tarihsel gelişimini ve güncel dönüşümünü ele almakta; ulusal mevzuat ve yargı kararlarının yanı sıra Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası düzenlemeler ve koruma mekanizmalarını bütüncül bir perspektifle değerlendirmektedir.
Ulusal ve uluslararası mevzuat
Hayvanların korunmasına ilişkin hukuki çerçeve, yalnızca ulusal düzenlemelerle sınırlı kalmayıp uluslararası sözleşmeler ve standartlarla da şekillenmektedir. Bu bölümde, Türkiye’deki temel yasal düzenlemeler ile Türkiye’nin taraf olduğu veya referans aldığı uluslararası belgeler bir arada ele alınmaktadır.
Ulusal mevzuat
Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin temel yasal çerçeve, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu (“Kanun”) ile çizilmektedir. Kanun; hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muameleden uzak tutulmasını, nesli yok olma tehlikesi altında bulunan türlerin ve yaşam ortamlarının korunmasını ve hayvanların türlerine özgü koşullarda bakılmasını temel ilkeler olarak benimsemektedir. Kanun ayrıca bireylere ve başta yerel yönetimler olmak üzere kamu kurumlarına hayvanların korunmasına yönelik çeşitli yükümlülükler getirmektedir.
Hayvanların hukuki korunması bakımından önemli bir dönüm noktası, 2021 yılında 7332 sayılı Kanun ile gerçekleştirilen değişiklikler olmuştur. Kanun’a eklenen 28/A maddesiyle hayvanlara karşı gerçekleştirilen belirli fiiller doğrudan suç olarak düzenlenerek, daha önce yalnızca idari yaptırım kapsamında değerlendirilen fiiller ceza hukuku alanına taşınmıştır. Bu kapsamda, nesli yok olma tehlikesi altında olan bir hayvanı öldürmek bir yıldan beş yıla, ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürmek altı aydan dört yıla, hayvana işkence veya acımasız muamelede bulunmak ise altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlanmıştır.
2024 yılında 7527 sayılı Kanun ile gerçekleştirilen değişikliklerle ise özellikle sahipsiz hayvanlara ilişkin sistem önemli ölçüde değiştirilmiştir. Sahipsiz hayvanların sokağa geri bırakılması yerine bakımevlerine alınarak sahiplendirilinceye kadar burada tutulması esası benimsenmiş; Kanun’da öngörülen belirli koşulların varlığı hâlinde ötanazi uygulanabilmesine imkân tanınmıştır. Değişikliklerle ayrıca yerel yönetimlere hayvan bakımevlerinin kurulması ve işletilmesi, sahipsiz hayvanların toplanması, rehabilitasyonu ve sahiplendirilmesi ile bu faaliyetler için bütçe gelirlerinden kaynak ayrılması konusunda yükümlülükler getirilmiştir.
Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, 2024 yılında yeniden düzenlenen Hayvanların Korunması Hakkında Uygulama Yönetmeliği ile belirlenmektedir. Yönetmelik; sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerinin asgari koşulları, sahiplendirme, kısırlaştırma ve rehabilitasyon süreçleri ile yerel yönetimlerin görevlerini düzenlemektedir. Ayrıca hayvanların dijital kimliklendirilmesi ve Hayvan Bilgi Sistemi’ne (HAYBİS) kaydedilmesine ilişkin yükümlülükler ile ötanazi uygulamasının koşul ve prosedürlerine ilişkin esasları ortaya koymaktadır.
Anayasa’da hayvan haklarına ilişkin doğrudan bir hüküm bulunmamakla birlikte, hayvanların korunması özellikle kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin 17. madde ve sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. madde ile bağlantılı olarak anayasal düzeyde de karşılık bulmaktadır. Bu anayasal çerçevenin hayvanların hukuki statüsüne ve korunmasına nasıl yansıdığı ise özellikle son yıllarda verilen yargı kararlarında giderek daha görünür hâle gelmiştir.
Uluslararası mevzuat
Hayvanların korunmasına ilişkin hukuki çerçeve, ulusal düzenlemelerin yanı sıra farklı bağlayıcılık düzeylerine sahip uluslararası belge ve sözleşmelerle de şekillenmektedir. Bu kapsamda öne çıkan düzenlemeler şunlardır:
- Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi: Hukuken bağlayıcı bir uluslararası sözleşme niteliğinde olmamakla birlikte, hayvanların yaşamlarının ve refahlarının korunması, kötü muameleye maruz bırakılmamaları ve gereksiz acı çekmelerinin önlenmesi gibi temel ilkeleri ortaya koyan önemli bir referans belgesidir.
- Çiftlik Hayvanlarının Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (ETS No. 87): Çiftlik hayvanlarının bakım, barınma ve beslenmesine ilişkin asgari standartları belirlemektedir. Türkiye Sözleşme’ye taraftır.
- Kesim Sırasında Hayvanların Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (ETS No. 102): Kesim sürecinde hayvanların mümkün olduğunca az acı çekmesini sağlamaya yönelik standartlar öngörmektedir. Türkiye Sözleşme’yi imzalamış ancak henüz onaylamamıştır.
- Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi, ETS No. 104): Yabani hayvan ve bitki türleri ile bunların doğal yaşam alanlarının korunmasını amaçlamaktadır. Türkiye Sözleşme’ye taraftır.
- Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Omurgalı Hayvanların Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (ETS No. 123): Bilimsel amaçlarla kullanılan hayvanların gereksiz acı, ıstırap ve kalıcı zarardan korunmasına yönelik standartlar getirmektedir. Türkiye Sözleşme’yi imzalamış ancak henüz onaylamamıştır.
- Ev Hayvanlarının Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (ETS No. 125): Ev hayvanlarının bakımı, barındırılması, sahiplenilmesi ve refahının korunmasına ilişkin standartları düzenlemektedir. Türkiye Sözleşme’ye taraftır.
- Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES): Nesli tehlike altında bulunan yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaret yoluyla aşırı sömürülmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Türkiye 1996 yılından bu yana Sözleşme’ye taraftır.
- Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD): Biyolojik çeşitliliğin korunmasını, sürdürülebilir kullanımını ve canlı türler ile doğal yaşam alanlarının muhafazasını amaçlamaktadır. Türkiye 1996 yılından bu yana Sözleşme’ye taraftır.
Yargı kararlarında hayvanın statüsü: eşyadan cana geçiş
Hayvanların hukuki statüsüne ilişkin tartışmalar yargı kararlarına da yansımakta; anayasal denetim, bireysel başvuru, ceza yargısı ve özel hukuk alanlarında verilen kararlar, hayvanların yalnızca mülkiyet hakkına konu bir “eşya” olarak değil, korunması gereken canlı varlıklar olarak ele alındığı bir yaklaşımın giderek güçlendiğini göstermektedir.
- Anayasa Mahkemesi, E. 2024/151, K. 2025/107, 7 Mayıs 2025: Mahkeme, 7527 sayılı Kanun ile sahipsiz hayvanlara ilişkin getirilen düzenlemelere yönelik iptal taleplerini büyük ölçüde reddetmiştir. Sahipsiz hayvanların bakımevlerine alınarak sahiplendirilinceye kadar burada tutulmasına ilişkin sistemi ve Kanun’da belirtilen koşullarda ötanazi uygulanabilmesini Anayasa’ya aykırı bulmayan Mahkeme, ötanazi yetkisinin sınırsız olmadığına özellikle dikkat çekmiştir. Buna göre belediyelerin öncelikle daha hafif tedbirlere başvurması ve “çevreye ve hayvanlara en az zarar verecek nitelikte olan tedbiri” tercih etmesi gerekmekte; koşulların gerektirmediği hâllerde “en ağır nitelikte tedbir olan ötanazi” yöntemine başvurulması cezai sorumluluk doğurabilecektir.
- Anayasa Mahkemesi, E. 2021/97, K. 2022/36, 24 Mart 2022: Hayvanlara karşı işlenen suçlarda soruşturma yapılmasını Tarım ve Orman Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerinin Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusu şartına bağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya uygun bulan Mahkeme, hayvanların “varlıkları itibarıyla sağlıklı ve dengeli bir çevrenin unsurları” olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca Türk hukukundaki yaklaşımın, hayvanın mal veya eşya olarak kabul edildiği anlayıştan “bir can olarak değerlendirildiği perspektife” doğru geliştiğine dikkat çekilmiştir.
- Anayasa Mahkemesi, B. No. 2014/4711, 22 Şubat 2017: Horoz dövüşü yaptırdığı tespit edilen bir derneğin kapatılmasına ilişkin bireysel başvuruda Mahkeme, hayvanların acı ve ıstırap hissedebildiğini vurgulayarak, hayvanlara sırf eğlence veya zevk amacıyla acı çektirilmesinin ahlaken ve hukuken yanlış olduğunu belirtmiştir. Karar, hayvanların korunmasının anayasal dayanağı bulunan ve belirli koşullarda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını meşru kılabilecek bir kamusal değer olduğunu ortaya koymaktadır.
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 2019: Site yönetim planında evcil hayvan beslenmesini yasaklayan bir hükme dayanılarak bir köpeğin siteden uzaklaştırılmasının talep edildiği uyuşmazlıkta Mahkeme, yönetim planındaki yasağı tek başına yeterli görmemiştir. Çevresine rahatsızlık vermeyen bir ev hayvanının yalnızca bu yasak nedeniyle ailesinden ve yaşadığı ortamdan uzaklaştırılmasının hayvanın kişilik haklarına aykırılık oluşturabileceğini değerlendirmiştir.
- Sigorta Tahkim Komisyonu, K. 2022/92279, 22 Nisan 2022: Sigortalı bir araç tarafından ezilen köpeğe ait veteriner tedavi giderlerinin zorunlu trafik sigortası kapsamında tahsiline ilişkin uyuşmazlıkta Hakem, Karayolları Trafik Kanunu’nun söz konusu giderleri teminat dışı bırakmadığını ve Kanun’un 4. maddesi uyarınca tüm hayvanların yaşama hakkına sahip olduğunu vurgulayarak başvuruyu kısmen kabul etmiştir. Karar, hayvanları trafik sigortası teminatı kapsamında “zarar gören” konumuna yerleştiren bir içtihat niteliği taşımaktadır.
- Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2021/7435, K. 2022/21635, 27 Aralık 2022: Bir köpeğin silahla öldürülmesine ilişkin uyuşmazlıkta Yargıtay, Kanun’da yapılan değişikliklerle sahipli hayvanın “mal (eşya) olmaktan çıkartılıp, can olarak kabul edilmiş” olduğuna işaret etmiştir. Karar, hayvanların yalnızca mülkiyet konusu olarak değerlendirilmesinden uzaklaşılmasının ceza hukukundaki en açık yansımalarından birini oluşturmaktadır.
- Küçükçekmece 26. Asliye Ceza Mahkemesi, E. 2025/510, K. 2025/692, 6 Ekim 2025: Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu davada, sanığın bir siteye boya-badana işleri için geldiği sırada katılana ait “Cezve” isimli ev kedisini kucağına alarak binaya girdiği, ardından kediyi kuyruğundan tutarak yere çarptığı, defalarca tekmelediği, üzerine basarak ezdiği ve yaklaşık bir dakika süren sistematik şiddet sonucunda kedinin hayatını kaybettiği güvenlik kamerası görüntüleriyle tespit edilmiştir. Mahkeme, Kanun’un 28/A-2. maddesi uyarınca sanığın öldürme kastının yoğunluğunu, eylemlerinin sayısını ve niteliğini dikkate alarak üst hadde yaklaşmak suretiyle 3 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmiş; sanığın adli sicil geçmişi ve mükerrir oluşu nedeniyle TCK’nin 62/1. maddesi kapsamında takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karar, bir ev hayvanının kasten öldürülmesi suçunda üst sınıra yakın ceza tayin edilmesi ve hiçbir indirim uygulanmaması yönüyle hayvan hakları alanında emsal niteliği taşımaktadır.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukukunda hayvanların yalnızca bir “eşya” olarak görülmesinden uzaklaşılarak “can” ve korunması gereken canlı varlıklar olarak ele alınmasına yönelik belirgin bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Hukuki statüdeki bu dönüşüme paralel olarak, cezalandırma pratiğinde de hayvanlara karşı işlenen suçlarda üst sınıra yakın cezaların tayin edilmesi, takdiri indirim uygulanmaması ve caydırıcılığın ön plana çıkarılması yönünde güçlenen bir eğilim gözlemlenmektedir. Bununla birlikte bu yaklaşım, hayvanların Türk hukukunda bağımsız bir hukuki kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmemekte; hem hayvanların hukuki statüsüne hem de hayvanlara karşı suçlarda cezalandırma politikasının etkinliğine ilişkin içtihat gelişimini sürdürmektedir.
Sonuç
Ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukukunda hayvanların yalnızca bir “eşya” olarak değil, korunması gereken canlı varlıklar olarak ele alındığı önemli bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Ancak hukuki düzenlemelerin varlığı tek başına yeterli olmayıp, bu düzenlemelerin etkin biçimde uygulanması ve toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu dönüşümün yönünü, yaşamını hayvan haklarına adamış Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in 1996 yılında dile getirdiği “Öldürmek değil, yaşatmak ana ilke olmalıdır.” çağrısı güçlü biçimde ifade etmektedir.
Paylaş
İlgili kişiler
Detaylı bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Yasal Bilgilendirme
Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; Hukuki görüş teşkil etmez. Mevzuat ve mevzuata ilişkin yorumlar zaman içinde değişebileceğinden, Türkiye’deki durumunuzla ilgili herhangi bir karar vermeden veya işlem yapmadan önce güncel hukuki durumu teyit etmeniz ve somut durumunuza uygun hukuki danışmanlık almanız önerilir. Tüm hakları saklıdır.
İlginizi Çekebilir
30 Eylül 2026
Paksoy, Kocadağ Ailesi’nin Espressolab’deki %70 pay satışında hukuki danışmanlık sağladı
Kocadağ Ailesi, Türkiye’nin önde gelen yerel kahve zincirlerinden biri olan ve 400’den fazla mağazası bulunan Espressolab’deki %70 payının…
17 Eylül 2026
Paksoy, Digital Realty’nin Rönesans Holding ile gerçekleştirdiği stratejik ortak girişim işleminde hukuki danışmanlık sağladı
Dünyanın en büyük bulut ve operatör-bağımsız veri merkezi platformu Digital Realty, Türkiye genelinde yeni nesil veri merkezlerinin…
7 Eylül 2026
Paksoy, Enerjisa’ya verilen 207 milyon ABD Dolarlık kredi işleminde EBRD’ye hukuki danışmanlık sağladı
Paksoy, Enerjisa'ya verilen 207 milyon ABD Dolarlık kredi sürecinde EBRD’ye hukuki danışmanlık sağlamıştır. Kredi, Enerjisa’nın 2026-2030…
31 Ağustos 2026
Paksoy, Point72’nin HubX’e yatırımında hukuki danışmanlık sağladı
Dünyanın önde gelen alternatif yatırım şirketlerinden Point72 Private Investments, 28 Ağustos 2026 tarihinde Türk teknoloji şirketi HubX'e…
10 Ağustos 2026
Paksoy, Fysol tarafından Beşler Cam Elyaf paylarının devralınması işleminde hukuki danışmanlık sağladı
Merkezi Fransa’da bulunan ve bir özel sermaye fonu olan Blantyre Capital’in yatırım yaptığı, cam elyaf sektörü oyuncularından Fysol,…


