Jeopolitik gerginlikler sonucunda petrol piyasalarında yaşanan fiyat dalgalanmaları, başta enerji yoğun sektörler olmak üzere pek çok alanda faaliyet gösteren şirketleri olumsuz etkilemektedir. Söz konusu fiyat dalgalanmaları ve arz-talep dengesindeki değişimler, hammadde ve enerji maliyetleri kapsamında mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü kavramlarını yeniden gündemin ön sıralarına yerleştirmektedir.
Bu yazımızda söz konusu iki kavram hakkında genel açıklamaları ve güncel piyasa gelişmeleri çerçevesinde değerlendirmelerimizi bulabilirsiniz.
Mücbir Sebep
Mücbir sebep; Türk hukukunda bir sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan, tarafların öngöremeyeceği ve kontrolü dışında kalan bir olay nedeniyle borcun ifasının tamamen imkânsız hale gelmesi olarak kabul edilmektedir. Mücbir sebep kapsamında değerlendirilen haller arasında savaş, terör eylemleri, doğal afetler, ambargolar ve ticari güzergâhların kapanması sayılabilir.
Mücbir sebep halleri uygulamada çoğu zaman ayrı bir sözleşme maddesi olarak detaylıca düzenlense de, Türk hukukundaki dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 136. maddesindeki ifa imkânsızlığı halidir. Bu nedenle sözleşmede mücbir sebep halleri arasında sayılan savaş veya doğal afet gibi durumlar, ancak edimin ifasını imkânsız kıldığı ölçüde sözleşmenin sona ermesi sonucunu doğuracaktır. Sözleşmede açıkça sayılmayan bir durumun ifa imkânsızlığına yol açması hâlinde de TBK m. 136 doğrudan devreye girebilecek ve sözleşme ifa imkansızlığı nedeniyle sona erebilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki, mücbir sebep yalnızca ifanın imkânsız hale geldiği durumları kapsamaktadır; ifanın güçleşmesi veya maliyetinin artması tek başına bu kapsamda değerlendirilemez.
İfa imkansızlığı yanında diğer kriterler, borçlunun söz konusu durumdan sorumlu tutulamayacak olması ve öngörülemezliktir. Öngörülemezlik kriteri içinde bulunulan zamana ve bölgeye göre değerlendirilir. Yargıtay da basiretli tacirin özen yükümlülüğü kapsamında, iç karışıklıklar, saldırı ve benzeri tehlikelerin sıkça baş gösterdiği ülkelerde, bu türden tehlikelerle ilgili kesin önlemler alınmasının zorunluluğuna vurgu yapmaktadır.
İfanın imkansızlaşmadığı fakat borcun yerine getirilmesine ilişkin şartların ağırlaştığı durumlarda, “aşırı ifa güçlüğü” kapsamında sözleşmenin uyarlanması veya sona ermesi gündeme gelebilecektir.
Aşırı İfa Güçlüğü
Türk hukukunda aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü gelişmeler nedeniyle sözleşmedeki edimler arasındaki dengenin borçlu aleyhine ciddi biçimde bozulması; ve bu durumun, borçludan borcun ifasının beklenmesinin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması halidir. Aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin uyarlanmasına veya son çare olarak sözleşmenin sona erdirilmesine yol açmaktadır.
TBK 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğünün unsurları şu şekildedir:
- Edimler arası dengenin – borcun ifasının istenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecek kadar – bozulması;
- Şartların sözleşme yapıldıktan sonra olağanüstü ve taraflarca öngörülemeyecek şekilde değişmesi;
- Bu durumun borçlunun kusurundan kaynaklanmaması; ve
- Borcun henüz ifa edilmemiş olması (veya borçlunun aşırı ifa güçlüğünden kaynaklanan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması).
Bu koşulların gerçekleşmesi hâlinde borçlu, sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını; uyarlamanın mümkün olmadığı durumlarda ise sözleşmeden dönmeyi talep edebilir. Aşırı ifa güçlüğünde mücbir sebepten farklı olarak ifa tamamen imkânsız değildir; ancak ilk koşullarla kıyaslandığında hakkaniyete aykırı ölçüde güçleşmiştir.
Yargıtay kararlarında tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğü nedeniyle öngörülemezlik şartının bazı durumlarda sağlanmadığı ve bu nedenle uyarlama taleplerinin reddedildiği görülmektedir.
Unutulmamalıdır ki, tarafların sözleşmeyle bağlılığını ifade eden ahde vefa ilkesinin (pacta sunt servanda) bir istisnasını teşkil eden aşırı ifa güçlüğü, niteliği itibariyle bir son çare (ultima ratio) yoludur.
Güncel Sorunlar Hakkında Değerlendirme
Petrol ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların tek başına mücbir sebep teşkil edip edemeyeceği sorusu, uygulamada tartışılmakla birlikte salt fiyat artışları mücbir sebep ve dolayısıyla sözleşmenin kendiliğinden sona ermesine sebep olmayacaktır. Zira fiyat artışı tek başına ifayı imkânsız kılmamakta, ancak daha maliyetli hale getirmektedir. Öte yandan savaş veya deniz güzergâhlarının kapanması gibi olayların doğrudan sonucu olarak üretim veya sevkiyatın fiilen gerçekleştirilememesi hâlinde mücbir sebep iddiası daha güçlü bir zemine oturabilecektir. Bu değerlendirmede basiretli tacir ilkesi de belirleyici bir rol oynamaktadır. Yargıtay içtihadına göre tacirler, ticari faaliyetleri sırasında öngörülebilir risklere karşı gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
Özellikle maliyet artışına dayalı taleplerde basiretli tacir değerlendirmesine ek olarak, öngörülemezlik ve taraflar arasındaki edim dengesinin aşırı ölçüde bozulup bozulmadığının değerlendirmesi önem arz edecektir. Halihazırda savaş ortamında ya da yüksek jeopolitik risk bölgelerinde faaliyet gösteren şirketlerin petrol fiyatı riskini öngörülemeyen bir gelişme olarak ileri sürmesi bu kapsamda bir değerlendirmeye tabi olacak, aşırı ifa güçlüğüne ilişkin kriterler olay bazında değerlendirilecektir.
Öngörülemezlik kriteriyle ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2014 tarihli kararındaki değerlendirme önemli bir yol göstericidir:
“Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülemezlik unsuru oluşmamıştır.”
Petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların aşırı ifa güçlüğü kapsamında değerlendirilmesi teorik olarak daha mümkün görünmekle birlikte, somut duruma ilişkin tüm hususların dikkate alınması gerekmektedir. Örneğin, sözleşme petrol fiyatlarının zaten yüksek seyrettiği ya da piyasalardaki fiyat dalgalanmalarının ortaya çıktığı bir dönemde akdedilmişse, öngörülemezlik koşulunun gerçekleşmediği iddia edilebilir.
Yasal düzenlemelere ek olarak, sözleşmelerdeki ilgili hükümlerin kaleme alınış biçimi de ortaya çıkan olumsuz durumların değerlendirilmesinde belirleyici rol oynayabilir.
Son olarak, uluslararası ticari satış sözleşmelerine ilişkin, sözleşme uyarınca uygulanabilir olduğu takdirde, Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında BM Antlaşması (CISG) kapsamında da ayrı bir değerlendirme yapılması gerekebileceğini hatırlatmak isteriz.
Sonuç ve Öneriler
Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gelişmeler, sözleşmesel yükümlülükler bakımından ilgililerin proaktif bir hukuk stratejisi benimsemesini zorunlu kılmaktadır. Mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü, doğru koşulların varlığında güçlü birer hukuki araç olabilmekle birlikte, başarıyla ileri sürülebilmesi sözleşmenin kaleme alınış biçimine ve somut olayın koşullarına bağlıdır. Bu nedenle mevcut sözleşme yapılarının söz konusu riskler bakımından gözden geçirilmesi ve güncel koşullara uygun hükümlere yer verilmesi önemle tavsiye edilmektedir.
Bu doğrultuda, petrol, enerji ve hammadde fiyatlarındaki olağanüstü artışlara ilişkin koruyucu hükümler ve çeşitli hammaddeler bakımından eşik fiyatların belirlendiği ve bu eşiklere göre fiyat ayarlamalarının uygulanacağı fiyat endeksleme mekanizmaları uyarlama talebinde doğabilecek olası riskleri azaltacaktır.
Paylaş
İlgili kişiler
Detaylı bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz.
Yasal Bilgilendirme
Bu içerik sadece bilgilendirme amaçlı olup hukuki görüş içermemektedir. İçerikteki konulara ilişkin bir sorunuz olması halinde lütfen bizi arayınız. Tüm hakları saklıdır.
İlginizi Çekebilir
1 Nisan 2026
Enerji ve çevresel piyasalarda şeffaflık ve piyasa bozucu davranışlara ilişkin yönetmelik yayımlandı
14 Şubat 2026 tarihli ve 33168 sayılı Resmî Gazete’de, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından hazırlanan Enerji Piyasalarında…
26 Mart 2026
Bağımsız denetim eşikleri yükseltildi
Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerin Belirlenmesine Dair Kararda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar, 17 Mart 2026 tarihinde Resmi Gazete’de…
16 Mart 2026
Çalışma mevzuatı ışığında kadın çalışanların hakları ve işverenlerin yükümlülükleri
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle, kadınların çalışma hayatındaki haklarının güçlendirilmesi ve bu haklara ilişkin farkındalığın…
10 Mart 2026
Anayasa Mahkemesi, Uzlaşma Kararlarının Dava Konusu Yapılamayacağına İlişkin Hükmü Anayasa’ya Uygun Buldu
Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 9 Mart 2026 tarihli ve 33191 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11 Aralık 2025 tarihli ve E. 2025/185, K.…
10 Mart 2026
Sadakat kartı uygulamalarına yönelik artan veri koruma denetimi
Kişisel Verileri Koruma Kurumu (Kurum) 11 Şubat 2026 tarihli ilke kararı ile, sadakat kartı avantajlarının alışveriş sırasında herhangi bir…
2 Mart 2026
Kozmetik Ürünlerde Sağlık Beyanı Kullanımı
Sağlık beyanı, bir ürünün veya ürünün bileşimindeki unsurların insan sağlığına fayda sağladığını veya hastalıkları önlediğini,…

